email listeme katiliniz:  


Uzaklara Bakip Sigara Icen Adamlarin Oynadigi Turk Filmlerini Anlamayanlar Icin Aciklayici Dokumint

Oncelikle bu yaziyi yazmaya neden karar verdim? Cunku bu bir yara. Bir cok insan Nuri Bilgi Ceylan filmlerini, Demirkubuz'un filmlerini cok anlamsiz buluyor. Hatta izleyip sevdigini soyleyenlere inanmiyor ve "entelektuel" gozukmek icin oyle soylediklerini dusunuyor. Bu filmleri seven insanlar neden seviyor, onu anneye anlatir gibi anlatmak istedim.

Bir de bugun soyle bir yorum okudum ve tarifsiz duygular yasadim. 10dk uzaklara baktim.

Yorumcumuz Turkiye'deki film dagitiminin tekellesmesiyle ilgili yaziyordu:

"..Sucun buyugu dagitimcinin ve salon sahiplerinin ama bu cok daha derin bir mesele... Isciyi, ogrenciyi, filmi yapilmasi gereken meseleleri pelikulden kovup 'camdan disariya bakan, sigara iceren ve asiri bunalan karakterli' film ceken sinemacilarin hic mi sucu yok?"

Bu minimalist - naturalist filmleri herkese sevdirmek gibi bir amacim yok. Sadece seven niye seviyor o anlasilsin istiyorum. Bir de uzaklara bakan adamlara bakan adamlarin nasil guzel bir loop oldugu anlasilsin. Bence bir sira daha koltuk konsun ve bir grup seyirci de bu adamlari izlesin. Bu da kavramsal sanat oluyor ki zaten o hic anlasilmiyordur. Neyse.

Dindirindin. Bu uzaklara bakan adamlar filmlerinin enn babasi adi uzerinde bir film: "Uzak". Hatta ikincisi "daha uzak" diye cekilecekmis ama izlenmedigi icin cekilmemis. Kesinmis.

Uzak filminde bi adam var ve film hakikaten bu adamin uzaklara bakip sigara ictigi sahneler iceriyor. Ne buluyoruz peki bunda? Gidip Karakoy'de bu adamlari bedavaya izleriz, ne para vericez?

Yazinin devamini okumaya usenenler icin ozet geciyorum. Biraz ingilizce ama epey seyi ozetliyor bence. Roger Ebert adinda bi sinema elestirmeni demis: "A movie is not what it is about, it's how it is about it."

Yani "film anlatilan hikaye degil, hikayenin nasil anlatildigidir" gibi bir sey. Ingilizcesi daha cool. Simdi 10dk daha uzaklara bakiyoruz. Miyop olanlar duvarlarin kesisim yerlerine bakabilir.

Basliyoruz. Boyle fazlaca uzaga bakmali minimalistli filmlerde neyi seviyoruz? Suphesiz her sevenin baska sevme sebebi vardir. Ama sanirsam kabaca soyle:

1)

Kendinden bir sey bulmacilik. Bu filmleri seven insanlar ya kismen filmde anlatilan ruh durumuna yatkin veya o ruh halini yasamis insanlardan olusabiliyor. Bu demek degil ki illa depresif olacaklar. Insan kismen depresif, kismen hiperakfit, kismen carliston biberi olabilir. Kendinizi isirarak carliston biberi olup olmadiginizi kolaylikla test edebilirsiniz.

Nasil Friends izlerken ah ben tam Joey'im, kedim tam Phoebe diye ozdeslestirme ihtiyaci duyuluyor ve bunu saglayabilince dizi / film seviliyor. Tam aynisi.

O Nuri Bilge Ceylan filminde kendinizden bir sey bulabiliyorsaniz filmi seviyorsunuz. Belki kendinizi degil ama tanidiginiz birini veya kendinizin bir donemini goruyorsunuz.

Ozdeslesme saglanip, baglanti kurulunca film daha hizli iniyor. Durum bu.

2)

Anlatim fetisizmi. Bu genellikle kendisi de yazarak ya da cizerek bir seyler anlatmayi seven insanlarda oluyor. Ornegin siz de bir seyi anlatmaya calisiyorsunuz ve bunu anlatacak zekice yollar ariyorsunuz. Anlaticiliktaki marifet az seyle cok sey anlatmaktir (bazilarina gore).

Aynen sunun gibi:

Steve Jobs diye bir adam vardi, Apple'i yaratti ama oldu ama iz birakti ama .. yi olabilecek en minimalist sekilde anlatiyor. Tam bir tasarruf ornegi.

Bana gore minimalist filmler de bunun film versiyonu. Yani "yonetmen adama bir sigara icirmis ama orada 10 sayfalik olay anlatmis" diye dusunuyorsaniz siz de bir anlatici olarak o filmi seviyorsunuz. Cunku cok basarili geliyor. Tek karede ne anlatmis vaynasina diyorsunuz. Halbuki 10dk suruyor.

Eger orada icilen sigara size gore sadece icilen bir sigaraysa da sevmiyor, anlamsiz buluyorsunuz. Allahm ne kadar da sanatsal deyip, Snapchat'e bakiyorsunuz. Bazilarimiz da Snapchat'i anlamiyor.

Yani uzaga bakan adamlari izlemeyi sevenler, filmin butununun konusuyla ilgilenmeye ek olarak, alt hikayelerle de ilgileniyor. Alt hikaye yoksa kendi kafasindan uyduruyor. Yonetmen sen bir kare koy, ben hikayeyi yazicam diyor. Filmin her yerinde metaforlar, baskaca hikayeler goruyorlar. Yonetmen oraya koymus olsa da olmasa da.

Hitchcock Bey'in dedigi gibi: "There is no terror in the bang, only in the anticipation of it." (ceviremedi)

3)

Hissiyat deneyimi. Bu, bu tur filmleri seven herkeste var mi bilemiyorum. Bende var. Istiyorum ki film bir hissiyati -her ne hissiyati olursa olsun- tam olarak versin. Korkutucaksa tam korkutsun. Depresyona sokacaksa full arti full yapsin. Nasil guzel cikolata yediginizde agzinizdaki her tat alma yetkilisi cikolata tadini alir. Agziniza yayilir ve bir sure gitmez. Onun gibi.

Bu minimalist -az sey anlatmakla neredeyse hic bir sey anlatmamak arasinda gidip gelen filmler- bence bunu cok iyi yapiyor. Tek bir hissiyati -genellikle nahos bir hissiyati- sizin en tembel tat reseptorlerinizin bile hissetmesini sagliyor. O zaman da bir deneyim yasamis oluyorsunuz. Evet cok az bir sey veriyor ama sulandirilmamis olarak veriyor. Bir nevi sek raki.

Toparliyorum. Suphesiz en guzide film, guzel anlatilmis guzel bir hikayedir. Bazi insanlar icin hikayenin guzelligi daha onemliyken, bazilari icin de anlatis tarzi daha muhim oluyor. "Camdan disariya bakan, sigara iceren ve asiri bunalan karakterli" filmleri seven insanlar "anlatis tarzina" biraz daha onem veren insanlar. Bu tur filmleri sevmemek kimseyi balta yapmaz. Ama "bu filmleri neden seviyor gibi yapiyorsun, oyle entelektuel gozukecegini mi saniyorsun" demek balta yapar. Balta olmayalim.

Tenk yu.






ozanbey'i takip mekanizm: twitter   instagram     iletisim: ozan(at)bobiler.org